Gözlüğün Geçmişdeki Tarihi

Yayınlayan Güneş 05/09/2017 0 Yorumlar

Gözlüğün Tarihi Hikayesi

Görme optiği ve lenslerle ilgili ilk araştırmaları yapan, 965 yılında Basrada dünyaya gelen, Ebu Ali El Hasan İbn El Haytam'dır. El Haytam, döneminin en büyük araştırmacılarından ve İslam fizikçilerindendir. Kendisi hiçbir optik yardımcı gereç üretmemiş olmasına rağmen, optik bilim dalının gelişiminde önemli rol oynamıştır.

Daha sonraki dönemlerde gözlüğün keşfine sebep olan adesenin (diyoptri) icadına yol açılmasında çok önemli katkılarda bulunmuştur.

Bizim için bugün en önemli eseri olan " Kitab'ül Menazır" (Optiğin Hazinesi)'dir. Bu eser ortaçağ'da optik anlayışının ilk temel taşını oluşturmuştur.

El Haytam, Optik ile ilgili çalışmalarını yedi kitapta toplamıştır. Bu kitaplarda; Genel olarak görmenin yapısı, Nesne niteliklerinin net ayrımı, nedenleri ve gözün onları nasıl algıladığı, doğrudan görüşte optik yanılgı ve nedenleri, düzgün yüzeylerde gözün yakaladığı yansımalar, ayna akisleri yani düzgün yüzeylerde görünen resimler, yansıma sebebiyle optik yanılgı ve nedenleri, havadan farklı geçirgenliğe sahip maddelerin içinden görülen nesneleri ışık kırılmasından dolayı gözün nasıl algıladığı konuları açıklanmıştır.

El Haytam dört göz tabakasından (kornea, esnek tabaka, gökkuşağı tabakası ve retina) ve ayrıca üç farklı göz sıvısından (kamara suyu, mercek ve cam madde) bahseder. Tariflere göre gözün kaynağı beynin ön tarafıdır. Daha detaylı bir ifade ile; göz ile beyin arasındaki bağlantı, beynin ön kısmından çıkarak iki tarafa uzanan, birbirinin aynı, içi boş iki göz siniri sayesinde olur.

El Haytam görmenin, gözden çıkan ışınların nesnelere çarpmasıyla meydana geldiğini iddia eden kendisinden önceki Yunanlı bilim adamlarının aksine, ışığın nesnelere çarpıp yansıyarak gözün merkezine ulaştığını ve görmenin bu şekilde meydana geldiğini açıklamıştır.

El Haytam'ın son dört kitabı ise katoptrik ve diyoptri ile ilgili detaylı araştırmalar üzerinedir. Işığın ayna gibi parlak nesnelerde uğradığı değişimleri inceleyen yansıma; yani katoptrik, çok eskiden beri bilinen bir konudur.

Nitekim Euclide ve ondan sonrada Batlamius ilk çağda bu konuyu araştırmış ve geometrik olarak incelemiştir. Euclide, herhangi bir deneye başvurmaksızın, ayna yüzeyine gelen ışının yüzeyle yaptığı açının, yüzeyden yansırken yaptığı açıya eşit olduğunu belirtmiştir.

Bu gün Yansıma Kanunu adını verdiğimiz bu ifadeyi daha sonra Batlamius benimseyip doğru olduğunu deneysel olarak göstermiştir.

Batlamius konuyu incelerken iki temel ilkeyi benimsemiştir: Gelen ışının normal ile yaptığı açı, yansıyan ışının normal ile yaptığı açıya eşittir. Gelen ışın, yansıyan ışın ve normal ışın aynı düzlemde bulunur.

Yansıma ilkesini nedensel olarak kanıtlayan İbnü'l-Heysem, daha sonraları kırılma konusunu da incelemiştir. Bu konu kendinden önce Cleomedes ve Batlamius tarafından da ele alınmıştır. Batlamius, yansımada olduğu gibi bu konunun da temel ilkesini belirlemeye çalışmıştır. Ancak bu gün "Kırılma Yasası" adı verilen yasaya ulaşılamamıştır.

İbnü'l-Heysem de bu yasayı elde etmeyi başaramamıştır. Bu yasa çok sonraları Snell (1580-1626) tarafından bulunmuştur ve Snell Kanunları olarak bilinir.

İbn'ül-Heysem, ışığın merceklerden geçişi konusunu da inceledi. Işığın kırılmasının nedeninin hava, cam ve su gibi farklı ortamlarda farklı hızlarla hareket etmesi olduğu sonucuna vardı. Bu fikir, 17.yy'da Kepler ve Descartes tarafından kullanıldı.

Gözlüğün XIII' üncü yüzyılın sonlarına doğru Bacon tarafından icat edildiği rivayet edilmektedir. İlk zamanlarda gözlüğün daha ziyade lup ve pens şekilleri kullanılıyordu.

1240 yılında Erazm Golek Vitello (1220-1280) Kitab'ül Menazır'ı Latince'ye tercüme etti ve bu vesileyle kitabı okuyan bazı yetenekli rahipler, yarım küre şeklinde bir plan konveks merceği yani adeseyi (diyoptriyi) icat ettiler.

R. Bacon (1214-1294), 1267 yılında "Opus Majus" adlı eserinde diyoptriden bahsetmiştir. Batının din kökenli akademisyenleri, doğunun bilimcisi Alhazen'in keşiflerini 200 yıl sonra pratikte uygulamaya geçirdiler. İsveç'te Visby'de, 11'inci yüzyıldan kalma asferik büyüteç mercek bulunmuştur.İbn El-Haytam'ın kitabı ile 13'üncü yüzyılda Avrupa'da ilk merceklerin icadı arasında geçen süre ile ilgili şüpheler vardır.

Gözlüğün oluşma sürecinde küresel segmanlar daha yassı ve bikonveks olarak tıraşlanmaya başlandı. Bu mercekler, okunacak olan yazının üzerine koyulur ve böylece büyüyen yazı daha kolay okunurdu. Bunlara okuma taşı denirdi.

Roger Bacon (M.S 1214-1294), üzerinde birçok çalışmalar yaparak okuma taşını daha da geliştirmiştir. Okuma taşı daha çok kuartz ve dağ kristallerinden yapılırdı. Ayrıca beril dediğimiz taşlar da kullanılırdı.

13.yy sonlarında, o zamana kadar yarı küre şeklinde kullanılan camlar, düz cam şeklinde tıraşlanmaya başlandı. Bu şekilde bakış alanının genişlediği tespit edildi. Daha sonraları her iki göz içinde ayrı camlar kullanılmaya başlandı.

Bu gelişim süreci içinde gözün önünde tutularak kullanılan bu camlar çerçevelerin içine konularak birbirleri ile birleştirildi. Perçinli gözlük diye bilinen bu gözlükler demir, tahta veya boynuzdan yapılırdı. Kulak üstünde durmaları için hiçbir tedbir alınmamıştı ve sadece göz önünde tutularak kullanılırdı.

Perçinli Gözlük
14 yy sonlarına doğru gözlük, teknik açıdan daha da gelişti. Perçinli gözlük sadece birbiriyle birleşmiş iki parçadan ibaret iken yeni yapılan köprülü gözlüklerde çerçevelenmiş camlar yarım ay şeklindeki bir köprü sayesinde birbirine bağlanmıştır.Basit bir tasarım ile taşınılan, şapkaya bağlanan gözlükler, gözlük kullanımını kolaylaştırmıştır. Bu çeşit gözlükler 15 yy. ve 18 yy. arasında kullanılmıştır.

Okuma taşının gelişim sürecinde,14.yy'da okunacak yazıların üstüne konularak veya gözün önünde tutularak kullanılan okuma taşı 16.yy'da kaş ve elmacık kemiği arasına sıkıştırılarak kullanılmaya başlanmıştır.

Gözlük 16.yy sonlarına doğru, taç şeklinde bir demir halkaya bağlı çerçeveli camlarla kafaya takılıyordu. Bu gözlükte cam ile göz bebeği arasındaki uzaklığa dikkat edilmişti ve kulaklar ilk kez gözlükleri tutmak için kullanılıyordu.

Taçlı Gözlük
Taçlı gözlüğün gelişmesine paralel olarak perçinli gözlük de, daha önce sabit olan perçinin hareket etmesi sağlanarak oynak bir eklem aracılığı ile geliştirildi.

Başlangıçta iki çerçeveli cam, demirden veya bakırdan yapılmış bir köprü ile birbirine bağlanırken, daha sonraları çerçeveye deri ile kaplı oynak parçalar takılarak, buruna değen plaketlerin baskıları azaltıldı. 17.yy ve 19.yy arasında kelebek gözlük çok yaygındı.

Kelebek Gözlük
Burun üzerinde oluşan baskı, kelebek gözlüğün en büyük dezavantajıydı. 16.yy sonlarında bir bağcıkla kafaya bağlama fikri doğdu. Bağcıklı gözlük olarak bilinen bu gözlükler kullanılırken kullanıcının elleri serbest kalıyor ve burunlarının üzerinde herhangi bir baskı oluşmadan rahatça kullanılabiliyordu.

Günümüzde de kullanılan Lorgnon cinsi gözlüklerin kaynağı ters tutulan perçinli gözlüklerdir. 15.yy'da ortaya çıkan bu gözlüklere makaslı gözlük de deniliyordu. İnce işlenmiş ve değerli taşlarla süslenmiş çeşitleri olan Lorgnon daha çok kadınlar tarafından kullanılırdı.

Makaslı Gözlük
18.yy başlarında, çerçevelerin kenarlarına saplar takılmış ve sokak gözlüğü diye anılan gözlükler ortaya çıkmıştır. Kulak arkalarına daha iyi oturabilmeleri için sapların uçlarına küçük halkalar takılmıştı.

Sokak Gözlüğü
Bununla beraber madeni teller ve ince kayışlar ile kulaklara ve şapkaya tutturulan "besicle" adlı gözlükler de vardı.

Yorum Yaz